Menu

Sosyoloji Nedir?

[highlight] Sosyoloji Nedir? [/highlight]

Sosyoloji, toplumu inceleyen bilimdir. Ekonomi, siyaset bilimi, antropoloji ve psikoloji gibi diğer bilim dallarının yardımıyla, sosyal grupların nasıl geliştiğini ve bu gelişime müdahale edilmesinin nasıl mümkün olabileceğini bilimsel bir şekilde ortaya koymaya çalışır. Bu nedenle diğer bazı bilim dalları sosyolojik bilgiyi, toplumsal gelişmeleri algılama yöntemlerinden biri olarak kullanır

 

  1. yüzyılın başında, Fransız filozof Auguste Comte; sosyal düzen, bilimsel ilerleme ve bireysel disiplin yoluyla sosyal ilerlemeyi hedefleyen felsefi bir doktrin olarak ‘Pozitivizm’i formüle etti. Pozitivizmin temel yapısı, insanlıkta üç farklı gelişim aşaması olduğunu savunur: Teolojik Durum, Metafizik Durum ve Pozitif Durum.

Sosyoloji Biliminin Doğuşu ve Gelişimi

Sosyoloji, ilk kurulan Teolojik Devletlerin doğası hakkında şu açıklamalarda bulunur; dinsel inançların etkisi altındaki insan, doğal olayları tanrı ve doğaüstü varlıklara dayandırırdı. İkinci uygarlık biçimi olan Metafizik Durumda, insanlar entelektüel bir gelişime ulaştı ve bu dönemde gelişme gösteren felsefi düşünürler, bir dünya düzeni hakkında açıklamalarda bulunarak, insanlığın gelişimini teşvik etmek yolunda önemli adımlar attı.

Üçüncü ve en gelişmiş aşama olan Pozitif Durumda ise bilim felsefesinin gelişimine katkı sunularak bilimsel çalışmalar hızlandırıldı. Bu dönemden beri, doğa ile ilgili yapılan yorumların, dünyanın doğal organizasyonunun bir parçası olduğu kabul edildi. Ortaya atılan teorilerin daha fazla detaylandırılması için dünyanın gözlemlenmesi ve araştırılması sürecinin gerekliliğine dair genel bir fikir birliğine varıldı.

Auguste Comte bu son aşamada, 19. Yüzyıl içinde yaşamış ve Pozitif bilimleri geliştirmek için, yeni bir bilim dalı oluşturmanın gerekli olduğunu belirtti. Bunu ilk olarak, doğaya ilişkin olarak kullanılan doğal bilimlerin ortaya koyduğu aynı mekanizmalarla toplumu inceleyerek formüle etmeye çalıştı.

  1. yüzyılda Avrupa toplumu, Rönesans’tan bu yana gerçekleşen iki büyük devrimin ve toplumsal değişimin reflekslerini deneyimliyordu. Birincisi, burjuva sınıfı, yeni bir düzen haline gelen kapitalizmle birlikte kendisini güçlendirmeye başladı çünkü merkantilist kapitalizmin sağladığı ticaret ağının genişlemesi, denizaşırı ticaretin oluşmaya başlaması ve daha fazla ihracat ve ithalat artışıyla; ipek, altın ve baharat gibi maddelerin ticareti vasıtasıyla burjuvazi büyük bir iktisadi yükseliş gerçekleştiriyordu.

Ticari ağın genişlemesi ve bazı teknolojik yenilikler farklı coğrafyadan insanları buluşturuyor ve kültürel bir etkileşim sağlıyordu. Etnosentrik bir şekilde, farklı etnik kökenlerden insanları sınıflandıran ve düzenleyen ilk teoriler artık ortaya çıkmaya başlıyordu.

  1. yüzyılda gelişmeye başlayan toplumsal kaos ve sosyal istikrarsızlık sebebiyle yaşanan sosyal değişimler, endüstriyel kapitalizmin yeni bir evresinin başlangıcı oldu. Ticaretle zenginleşen burjuvazi tarafından yönetilen sanayii ürünlerinin seri üretimi, başta Londra gibi İngiltere’de bulunan büyük kent merkezlerini güçlendirdi. Sonuç olarak, işsizliğe (herkes için uygun bir iş olmadığı için) ve sonuçlarına neden olan yoğun ve ani bir kırsal göç dalgası yaşandı. Bu göç dalasıyla kültürler arası şiddet, sefalet, salgın hastalıklar ve sosyal istikrarsızlık baş gösterdi. Örneğin Fransa’da, 18. yüzyılın sonunda yaşanan bu durum Fransa’yı uzun bir siyasi istikrarsızlık döneminde terk etti.

Tüm bu faktörler Auguste Comt’u derinden etkiledi. Toplumu anlamanın ve yeniden organize etmenin bir yolu olarak yeni bir bilimin yaratılmasını gerekli gördü. Comte, bu bilime önce Sosyal Fizik, daha sonra ‘Sosyoloji’ adını verdi ve bu da onu “sosyolojinin babası” olarak adlandırılmasını sağladı.

Emile Durkheim

 

Durkheim, dönemindeki diğer düşünürlerin aksine, tüm toplumlarda tekrarlanan ve sosyolojinin bilimsel olarak daha hassas bir çalışmayı içermesi gerektiğini belirttiği yapılar ortaya koyarak, sosyal gerçeklerin analizine dayanan bir yöntem yaratır. Durkheim, sosyolojiyi Yükseköğretimde bir akademik çalışma konusu olarak da tanıtmıştır. Sosyolojik yöntemin formülasyonunu oluşturması ve sosyolojik araştırma çalışmalarının yoğun bir ilgiyle karşılanması neticesinde Fransız düşünür, pek çok kesim tarafından ilk sosyolog olarak kabul edilir.

Karl Marx ve Max Weber

Durkheim’a ek olarak Karl Marx ve Max Weber de sosyolojik analiz için önemli yöntemler yarattılar. Marx’a göre, toplumu anlamak için sosyal sınıfların tahakküm yapılarını tanımak ve her toplumun sahip olduğu maddi üretime dikkat etmek gerekir. Marx’ın geliştirdiği bu yöntem “diyalektik tarihsel materyalizm” olarak adlandırılır.

Weber ise, sosyolojik bir çalışmaya konu olarak seçilen toplulukların bireysel davranışlarını gözlemlemek gerektiğini; bu sayede “ideal tip” olarak adlandırılan insan yapısına ulaşılabileceğini savundu. Durkheim, Weber ve Marx, iyi bir temele oturtulmuş ilk Sosyolojik teorileri formüle etmeleri bakımından klasik sosyolojinin üç düşünürü kabul edilir.

Sosyolojinin Amacı

Bir bilim olarak sosyoloji, sosyal ve toplumsal yapıları anlamayı ve bu toplumsal yapılardaki değişiklikleri takip etmek ve yorumlamak için teorik araçlar geliştirmeyi amaçlamaktadır.

Sosyologların Çalışma Alanı

Sosyoloğun görevi, toplumun genel organizasyonunu, çalışma dinamiklerini analiz etmektir. Sosyal bağların nasıl meydana geldiği ve kalıcılaştığı; bunların yanında sosyal etkileşimin nasıl gerçekleştiği, kapitalizm, küreselleşme, toplumlardaki tüketim alışkanlıkları, savaşlar ve üretim gibi unsurların etkisi, bir sosyolog için çeşitli analiz temalarıdır. Sosyoloji bu sosyal ilişkilerin tümüne odaklanırken, bir toplumu oluşturan unsurların daha kesin olarak açıklayabilmek için diğer bilimlerden de destek alır.

Sosyoloji ve Felsefe İlişkisi

İnsanlar çoğunlukla sosyoloji ve felsefeyi özdeş ya da en azından çok benzer alanlar olarak düşünmesine rağmen, bu iki alan birbirlerinden tamamen farklıdır. Felsefe, 6. yüzyılda ortaya çıkan ve insanın kendisi ve yaşadığı dünya hakkında düşünerek ortaya atılan sorulara cevaplar bulmaya çalışan bir egzersizdir. Felsefe, bu anlamda bir bilim olarak kabul edilmez çünkü bir nesneyi kendi içindeki ya da kendisinin dışındaki faktörleri açıklayarak belirli bir somut amaca ulaşmayı amaçlayan kesin bir yöntemle başlamaz.

Felsefeyi sosyolojik aktiviteden ayıran, toplumların gelişmesi için düşünce ve bilgiyi kullanmasıdır. Sosyologlar ise, bilimsel analizler geliştirmek için sıklıkla felsefenin içerdiği öğeleri toplayabilir. Felsefe, sosyolojik teorilere dayanabilir; ancak genellikle birbirini besleyen bu iki alan farklıdır.

Sosyoloji ve Psikoloji İlişkisi

Bu iki bilgi alanı arasında samimi bir tamamlayıcılık ilişkisi vardır: Sosyoloji çeşitli bireylerde davranış farklılıklarını kışkırtan sosyal yapıları anlamaya çalışırken, psikoloji bireydeki belirli davranışları kışkırtan bireysel yapıları anlamaya çalışır. Çoğu zaman psikolojinin ilgilendiği unsurlar, psikoloğu, çalışması için sosyolojide veri aramaya zorlayan toplumsal dinamiklerdir.

Bir önceki yazımız olan Corona Virüsü Ne Zaman Çıktı? başlıklı makalemizi de okumanızı öneririz.

Beğen  
Yazar

Büyüdükçe vücudumun kalbe ağır geldiği ve kalbimin bana yetmediği için ciddi sağlık sorunları yaşadım. Kalp yetmezliği tanısı konuldu, uzun zamanlar bekledim aranan kalp bulunamadı ve bende eskisi kadar sağlıklı değildim. Gazi hastanesinde Yapay kalp destek cihazı ameliyatı (heartware) oldum, hayatımı uzun bir süre kurtaran bir cihazdı ve beni tekrar yaşama bağlamıştı, günler ayları ve yılları geçmeye başlayınca cihaz yeterli gelmedi. Taki 2 mayıs 2014 tarihine kadar, Sonunda uygun donör bulunmuştu ve o gün bugundur hayatın tadını çıkarıyorum. Hayatım bundan ibaret :)

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir